Archive for Eylül, 2009

GÜZEL SÖZLER

Bir insanın karakterini test etmek isterseniz ona yetki verin. Abraham Lincoln

Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir, fakat elimize gelene kadar neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur.

Doğumunuzda siz ağlarken çevrenizdeki herkes gülüyordu, öyle bir hayat yasayın ki, öldüğünüzde gülen siz olun, ağlayan da çevrenizdekiler…

Belki, Tanrı yanlış insanlarla tanışmamızı istedi doğru insanı tanımadan önce, böylece en sonunda doğru insanla tanıştığımızda, bu hediyenin ne yüce olduğunu anlamamız için.

Belki, bir mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur, fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile.

Bir gün insan virgülü kaybetti… O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün “ünlem işareti”ni kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Bir süre sonra “soru işareti”ni kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiç bir şey ama hiç bir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat ne dünya ne de kendi umrundaydı. Bir kaç yıl sonra “iki nokta üstüste işareti”ni kaybetti ve davranış sebebini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işareti” kalmıştı. Kendine özgü tek bir düşüncesi yoktu. Son olarak “nokta”ya gelindiğinde düşünmeyi ve konuşmayı unutmuş durumdaydı. Kandevski

Olgun insan güzel söz söylemesini bilen değil, söylediğini yapan ve yapabidiğini söyleyebilen insandır.

En çok yaşamış olan uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamının anlamını en fazla anlamış olan insandır. S. Kierkegaard

Elmas yontulmadan, insan da yanılmadan mükemmelleşemez. J. Jenkins

Randevuya her zaman zamanında gelmek, ötekinin gecikmesini onun yüzüne vurma sanatıdır. Sir W. Scott

İnsan, yaşamının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir. Goethe

Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır. Montaigne

Çevremizi o kadar değiştirdik ki; şimdi bu yepyeni çevreye uyabilmek için kendimizi de değiştirmemiz gerekiyor. A. Camus

Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır. T. H. White

İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür. Tolstoy

Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz. Tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir. Jonathan Swift

Babam iki tür insan bulunduğunu söylerdi. İşi yapanlar ve yapılan işten kendine kredi çıkartanlar. O, benden birinci grupta yer almam için çalışmamı istedi. Zira bu grupta diğerinden daha az rekabet vardı. Indra Gandhi

Büyük felaketler büyük insanların yetiştiği okuldur. Napoleon

Deha, insanın kendi ateşini yakmasıdır. J.Foster

Boş teneke çok tıngırdar Türk Atasözü

Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk: Kardeşçe yaşamayı!…..

Kurda sormuşlar ensen neden kalın diye kendi işimi kendim görürüm demiş.

Çok konuşan az iş yapar. Schiller

İktisatçı; dün öngördüğünün bugün gerçekleşmediğini yarın açıklayabilen kimsedir.

Ne zaman insanlar benimle aynı fikirde olsa, hatalı olduğumu düşünürüm. Oscar Wilde

Konuşmaya değer olanlarla konuşmazsan, insanları yitirirsin. Konuşmaya değer olmayanlarla konuşursan, sözcükleri yitirirsin. Bilenler insanları yitirmezler, sözcükleri de yitirmezler.” Konfucyus

Her davranışında başkalarının onayını arayan kimseler hayatın birçok güzelliğini ıskalar.

Eğer siz kendinizi sevmiyorsanız başkası neden sevsin?

Kardeşlerimi Allah yarattı, fakat dostlarımı ben buldum. Goethe

Gençler ihtiyarların aptal olduğunu sanırlar ama ihtiyarlar gençlerin aptal olduğunu bilirler. George Chapman

Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. H.Dunant

Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur. Hyman Rickover

Akıllı adam, aklını kullanır. Daha akıllı adam, başkalarının aklını da kullanır Bernard Shaw

Samimi olmayı vaadedebilirim; tarafsız olmayı asla. Goethe

Ayakkabılarım olmadığı icin üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar Balzac

Aldığın her nefesi firsat bil, ot değilsin yeniden bitmezsin. Ömer Hayyam

İnsanların ne kadar kötü olduğunu görmek beni hiç şaşırtmıyor, fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce hayretler içinde kalıyorum. Goethe

Dünyada kusursuz iki insan vardır. Biri ölmüştür, biri de doğmamıştır. Çin Atasözü

Gözler kendilerine, kulaklar başkalarına inanırlar.

Gizemini kaybeden her şey bizim için önemini de yitirir.

Güçlü olan zayıf yanını herkesten daha iyi bilendir; daha güçlü olan, zayıf yanına hükmedebilendir.

Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür; gerçekçi hem tünelle birlikte ışığı hem de gelecek treni görür. J.Harris

Bir insana gereğinden fazla değer verirsen ya onu kaybedersin ya da kendini.

Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın. VICTOR HUGO

Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. Eflatun

Cömertlik çok vermekle değil, zamanında ve nasıl vermekle ölçülür.

Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın…

İlk kez tanıştığın insanlara, ne iş yaptıklarını sorma, onlarla ahbaplığını etiketlerinden bağımsız başlat…

Hastanedeki arkadaşlarını ve akrabalarını ziyarete git. Senin orada geçireceğin süre onlarınkinden çok daha kısa..

Bol bol gülümse, hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez…

Cömertlik çok vermekle değil, zamanında ve nasıl vermekle ölçülür.

Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki bütün alçaklığına ve kalleşliğine rağmen dünya; yine de insanoğlunun biricik mekanıdır…

Bir insan, kilitli olmayan ama içeriye doğru açılan bir kapıyı itiyor ve çekmek aklına gelmiyorsa orada hapistir…

Siyasete karışmayan yurttaş zararsız degil, yararsızdır.

İnsanlar ikiye ayrılır: İlim ögretenler ve ilim ögrenenler. Bunların dışında kalanlardan hayır yoktur.

Çok yaprak, az meyve; bu doğanın aynasıdır. Çok söz ve az iş; bu da insanın hatasıdır…

Elbiselerini kendilerinin en önemli kısmı yapanlar, elbiselerinden daha değerli olamazlar…

Politikacılar, gelecek seçimi; devlet adamları, gelecek kuşağı düşünür…

İnsanlar başaklara benzerler, içleri doldukça eğilirler…

Yeryüzünde iki çeşit insan vardır. Birlikte yaşadıkları insanlara hayatı hoş edenler, birlikte yaşadıkları insanlara hayatı zehir edenler…

Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş, sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe “herkesle dost ol”. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık “unutmak” olsun. Bağışla ve unut ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile onları dinle. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Kendini sevdirmenin biricik yolu; başkalarının sana nasıl davranmalarını istiyorsan, seninde onlara öyle davranmandır.

Eleştiri belki güzel birşey değildir ama gereklidir. Ağrı ile aynı işi görür, zira ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir..

Biri sana sarıldığında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle..

İnsanları; banka hesaplarının büyüklüğüyle değil, kalplerinin büyüklüğüyle ölç..

Asla birilerinin umudunu kırma, belki de sahip oldukları tek şey odur..

Eline, beline ve diline sahip olacaksın; eşine, işine ve asına bağlı olacaksın. Sevecek, sevdirecek ve sevindireceksin. Tüm bunları uygularken de, haddini bileceksin.

Comments (1) »

DİLARA

CIMG2000

Comments (1) »

İNSANLA İLGİLİ ÂYETLER

 

Akıl konusunu insanı ve akibetini anlamak için başa almıştık. Şimdi İNSAN’a dönelim ve insanın yaratılışı ile ilgili âyetlere de bir bakalım:

        “Doğrusu ALLAH katında İsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra da ona “Ol”dedi. O da hemen oluverdi…” (Âl-i İmrân 3/59)

        “Allah’a nasıl küfrediyorsunuz ki ölü iken sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra sizleri yine diriltecek, sonra da döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” (Bakara 2/28)

        “Rahîmlerde sizlere dilediği şekli veren O’dur. Başka ilâh yok, ancak O vardır. Güçlü O’dur, hikmet sahibi O’dur.” (Âl-i İmrân 3/6)

        “Ey bütün insan kümeleri, sizleri bir tek kişiden yaratan sonra ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten RABB’inize karşı gelmekten sakının! O Allah’a karşı gelmekten korkun ki siz O’nun ve rahîmlerin (akrabalık) hürmetine birbirinizden isteklerde bulunursunuz. Şüphesiz ki ALLAH , üzerinizde gözcü bulunuyor.” (Nisâ 4/1)

        “O, öyle bir yaratıcıdır ki sizi çamurdan yarattı, sonra bir eceli (ölüm zamanını) takdir etti.Bir ecel de (kıyâmet günü) O’nun katında adlandırılmıştır. Sonra da siz hâlâ şüphe ediyorsunuz.” (En’âm 6/2)

        “O sizi bir tek nefsten (Âdem’den) yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emânet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.” (En’âm 6/98)

        “Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.” (A’râf 7/11)

        “Sizi bir tek candan (Âdem’den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havvayı) yaratan O dur. Eşi ile (birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı) . Onu bir müddet taşıdı. Hâmileliği ağırlaşınca RABB’leri ALLAH’a: “Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız. diye dua ettiler.” (A’râf 7/189)

        “Andolsun biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş (biçimlendirilmiş) kara balçıktan yarattık.” (Hicr 15/26)

        “Ve düşün o vakti ki RABB’in meleklere “Ben kuru bir çamurdan biçimlendirilmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.” (Hicr 15/28)

        “İnsanı bir damla sudan yarattı. Birde bakarsın ki o, açık bir düşman kesilmiş.” (Nahl 16/4)

        “Allah sizlere kendi cinsinizden eşler yarattı. Eşlerinizden oğullar ve torunlar verdi. Ve sizi hoş hoş ni’metlerle rızıklandırdı. Onlar, şimdi bâtıla inanıp da ALLAH’ın ni’metine nankörlük mü ediyorlar.” (Nahl 16/72)

        “Düşünmediler mi ki gökleri ve yeri yaratmış olan Allah , kendilerinin benzerini yaratmaya da kadîrdir! Allah, onlar için bir vâde takdir etti. Bunda şüphe yoktur. Ama zâlimler inkârcılıktan başkasını kabüllenmediler.” (İsrâ 17/99)

        “….. Daha önce sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu…” (Meryem 19/9)

        “İnsan düşünmez mi ki daha önce, o hiçbir şey olmadığı hâlde Biz kendisini yaratmışızdır.” (Meryem 19/67)

        “Sizi topraktan yarattık, yine ona döndüreceğiz ve yine sizi ondan bir kere daha çıkaracağız.” (Tahâ 20/55)

        “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki biz sizi topraktan, sonra nutfeden (sperm), sonra alâkadan (aşılanmış yumurtadan) , sonra uzuvları (önce) belirsiz sonra (belirlenmiş) canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim.Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahîmlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız, sonra güçlü çağınıza uluşmanız için (sizi büyütürüz) içinizden kimi vefât eder; yine içinizden kimi de ömrünün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin. Sen yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde, o kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verilir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltir yine O herşeye hakkıyla kadîrdir.” (Hac 22/5-6)

        “…. İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir hâlde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” (Enbiyâ 21/30)

        “Allah (celle celâluhu) her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür., kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah (celle celâluhu) dilediğini yaratır; şüphesiz Allah (celle celâluhu) her şeye kadîrdir.” (Nur 24/45)

        “Andolsun biz insanı; çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.” (Mü’minun 23/12)

        “Sonra nütfeyi alâka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden alâkayı bir parçacık et hâline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik, bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan hâline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” (Mü’minun 23/14)

        “Sizi yeryüzünde yaratıp yapan O’dur, hep O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Mü’minun 23/79)

        “Sudan bir insan yaratıp da ona bir soy ve hısımlık getiren O’dur. RABB’inin her şeye gücü yeter.” (Furkân 25/54)

        “O ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizlerde işte öyle çıkarılacaksınız.” (Rum 30/19)

        “Yine O’nun sizi topraktan yaratması (yüce kudretine delâlet eden) âyetlerindendir ki , sonra da siz şimdi bir beşersiniz, yayılıp duruyorsunuz.” (Rum 30/20)

        “ALLAH her şeye gücü yeten ki , sizi bir güçsüzden yaratmakta, sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet vermekte; sonra da kuvvetin arkasından güçsüz ve ihtiyâr yapmaktadır. Dilediğini yaratıyor; O, öyle her şeyi bilen, herşeye gücü yetendir.” (Rum 30/54)

        “Muhakkak ALLAH; evet kıyâmete (dair) bilgi sedece O’nun yanındadır; yağmuru o yağdırır, rahîmlerde ne var O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki ALLAH herşeyi bilir, herşeyden haberdârdır.” (Lokman 31/34)

        “O ki yarattığı herşeyi güzel yarattı ve insanı yaratmaya da bir çamurdan başladı” (Secde 32/7)

        “Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfledi ve sizin için kulaklar, gözler, kalbler, yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 32/9)

        “ALLAH sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır, ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitabdadır. Şüphesiz bunlar, ALLAH’a kolaydır.” (Fâtır 35/11)

        “Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mâhiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çftleri yaratan ALLAH’ı tesbih ve takdis ederim.” (Yâsîn 36/36)

        “İnsan görmez mi ki biz onu meniden yarattık. Birde bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş!” (Yâsîn 36/37)

        “Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığmız (insanlar) mı? Şüphesiz ki kendilerini yapışkan (cıvık) bir çamurdan yarattık.” (Sâffat 37/11)

        “RABB’in meleklere demişti ki Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman derhâl ona secdeye kapanın! Bütün melekler toptan secde ettiler yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (Sad 98/71-74)

        “İblis, ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi” (Sad 38/769)

        “ALLAH sizi bir tek nefsten (Âdem’den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, RABB’iniz ALLAH’dır. Mülk O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O’na kulluktan) çevriliyorsunuz?” (Zümer 39/6)

        “Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran ALLAH’dır. İşte ALLAH sizin RABB’inizdir. Âlemlerin RABB’i ALLAH, yücelerden yücedir.” (Mü’min 40/64)

        “Sizi topraktan, sonra meniden, sonra alâkadan yaratan sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız ki içinizden daha önce vefât edenler de vardır. Ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O’dur. Umulur ki düşünürsünüz.” (Mü’min 40/67)

        “De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip ,O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin RABB’idir.” (Fussilet 41/9)

        “Sizin yaratılışınızda ve (ALLAH’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işâretler vardır.” (Casiye 50/16)

        “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından (habli’l-verid) daha yakınız.” (Kaf 50/16)

 
        “Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendilerimi yaratıcıdırlar?” (Tûr 52/35)

        “Şurası muhakkak ki (rahîme) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibâret olan iki çifti O yarattı.” (Necm 53/45-46)

        “Biz, herşeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer 54/49)

        “Rahmân Kur’ân-ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona açıklamayı öğretti.” (Rahmân 66/1-4)

        “Allah insanı pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı” (Rahmân 55/14)

        “Onları yeniden, yepyeniden yarattık.” (Vâkıa 56/35)

        “Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi? Söyleyin öyleyse (rahîmlere) döktüğünüz meni nedir? Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan Biz miyiz?” (Vâkıa 56/57-59)

        “Sizi yaratan O’dur. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir.ALLAH yaptıklarınızı görendir.” (Tegâbûn 64/2)

        “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” (Nûh 71/14)

        “Ve Allah, yerden ot bitirir gibi sizi yetiştirdi. Sonradan sizi onda geri çevirecek ve sizi bir çıkarış daha çıkaracaktır.” (Nûh 71/17-18)

        “O (döl yatağına) akıtılan meninin içinden nutfe (sperm) değil miydi? Sonra bu, alâka (aşılı yumurta) olmuş, derken ALLAH (celle celâluhu) onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti (tesviye etti) . Ondan da iki eşi yaptı; Erkek ve dişi !…” (Kıyâmet 75/37-39)

        “İnsan üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? Gerçek şu ki biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık.” (İnsan 76/1-2)

        “(Ey insanlar!) Biz sizi dayanaksız bir sudan yaratmadık mı? İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.” (Mürselât 77/20-22)

        “Sizi yaratmak mı daha güç yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu ALLAH (celle celâluhu) bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.” (Nazi’ât 79/27-29)

        “Allah onu neden yarattı? Bir nutfeden (sperm) yarattı da ona şekil verdi. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.” (Abese 80/18-20)

        “İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. (o su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar, işte ALLAH (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadîrdir.” (Târık 86/5-8)

        “Andolsun ki biz insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar (sıkıntı) içinde yarattık.” (Beled 90/4)

        “İncire, zeytine, Sinâ Dağı’na ve şu emin beldeye yemin ederim ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” (Tîn 95/1-2)

        “Yaratan RABB’inin adıyla oku! O insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı” (Alâk 96/1-2)

(Alâk 96/1-2)Azîz kardeşim, kelâm, Kelâmullah…Kur’ân-ı Kerîm’imizden HAKK (celle celâluhu)‘nun hilkat haritasının ana röper noktalarından bazılarını arzettim. Tafsilâtını Müfessir Efendilerimiz hazırlamışlar, bize faydalanmak kalmış. Ne varki günümüz insanının vakti bu işe gerçekten sınırlı, biz sadece insan yaratılışıyla ilgili; âyeti celileleri taradık… İnsanı halife kılmasıyla ilgili âyetli celilelerden bazılarını da sunduk. Bedenimiz ki beden tüm şahsiyet unsurlarımızı ihata etmiş, câmi’ olmuş, çevrelemiş, içinde derc etmiş bir letâifimizdir. Beşer sûretinde zuhûr eden kişi tam teşekküllü bir insandır. Tüm letâifleriyle birlikte imtihana hazır ve imtihan meydanındadır. Halk ve Emr, Zâtî âlâsına mahsus olan ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL:

        “Şüphesiz ki RABB’iniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istivâ’ eden, geceyi durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten, güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan ALLAH’dır. Uyanık olup bilesiniz ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin RABB’i ALLAH ne yücedir.” (A’râf 7/54)

Arş, “kûn: ol!” buyuranla, olan arasındaki en ince sırdır. Tıpkı aynanın ardındaki sır gibi… Bütün mevcûdat bu sırrın önündeki görüntülerdir. RABB’ımızın razı olduğunun şehâdet âlemine çıkış sınırı olan Arş’ı sistemi içinde en üst seviyede halk eden (istivâ’) ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL karşısında mahlûkatı; bir resmin , ressamı elindeki durumu gibidir.

Var olan insanın bir fiili işlemesi için üç safha vardır:
        a- o fiili dilemesi,
        b- o fiili işleyecek âlet edevâtının olması,
        c- o fiili işleyebilme gücü ve işlemeyi başarması…

1- Bedensel Halkedişler : Yukarıdaki âyet-i celilelerle; beden denilen görünür-görünmez sayısız âlet ve edevâtla mücehhez cismî varlığımızı nasıl halkettiğini ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL bildirmiştir.

2- Niyetlerin Halkedilmesi : Bakınız, hüsn-i niyyet (iyi niyyet) ve sû-i niyyet (kötü niyet) dediğimiz iç dilemelerimizi dahi ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL halk etmektedir. Çünkü her türlü halk ve emr ona aittir. Bize ise sadece niyeti tercih kalıyor:

        “Şu da var; ALLAH dilemedikçe, hiçbir şey dileyemezsiniz. Çünkü her şeyi bilen hikmet sahibi ancak ALLAH’dır.” (İnsan 76/30)

        “Fakat âlemlerin RABB’i olan ALLAH dilemeyince siz dileyemezsiniz.” (Tekvîr 81/29)

3- Fiillerin Halkedilmesi : Fiillerin de halk edilmesi aslında ALLAH’a (celle celâluhu) aittir…

        “Sonra, onları siz öldürmediniz, fakat onları ALLAH öldürdü; attığın zamanda sen atmadın. Lâkin ALLAH attı. Bu da mü’minlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Gerçekten ALLAH (celle celâluhu) işitendir, bilendir.” (Enfal 8/17)

        İçte, enfüsde, merkezde, şah damarımızdan (hayata bağlayan tek ipimizden) daha yakın (içerde) olan (Kaf 50/16 bkz.) … Dışta, âfâkta muhitte ise küllî şeyi ihata etmiş, kapsamış, yutmuş olan (Nisâ 4/126 bkz.) ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL bizi, niyetlerimizi ve fiillerimizi yaratandır. Çünkü eşsiz, benzersiz ve zıdsız El HALLAK (celle celâluhu)‘dur …

Azîz kardeşim,
Mesnedsiz söz, yalana; mesnedsiz din, bi’dat ve küfre; mesnedsiz tasavvuf ise er geç zındıklığa, yâni hayal içinde hayalle, hüsrana ulaşır Allah korusun…

Bu çok çetrefilli ve çetin kulluk imtihanında, İblis diye birisi halkedilmiş ki insanoğlunu saptırmakta her yolu denemeye izinlidir.         

Fısk-ü-fücüra sürükleyemez ise “ALLAH, ALLAH!…”diye de yoldan çıkarmaya cehdeder, çabalar.

        “Ey insanlar, RABB’inizden korkun ve öyle bir günü sayın (ürperti duyun) ki baba çocuğundan (taraf) bir şey ödeyemez; evlâd da babasından taraf bir şey ödeyecek değildir. Muhakkak ALLAH’ın va’di gerçektir. O hâlde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur şeytân sizi ALLAH’a (affına) güvendirerek aldatıp cehenneme sürüklemesin!…” (Lokman 31/33)

        “Ey insanlar! ALLAH’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytân) da ALLAH hakkında sizi kandırmasın…” (Fâtır 35/5)

        “Ve de ki: RABB’im şeytânların kışkırtmasından sana sığınırım, onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım RABB’im.” (Mü’minun 23/97-98)

ALLAH korusun sâlih amelleri işlerken riyâya düşmekten ve her kötü ameli (seyyiâtı) işlemeye devâm edip de “ALLAH (celle celâluhu) Kerîmdir!” deyip, devâmda ısrarın sonu hüsrandır… İnsanın; aklı, fikri, şuûru ve her şeyiyle Sıddık Muhammedî olmasından gayri yolların sonu, şeytâna çıkıyor maalesef!!… Muhammedî şuûru idrak, teslimiyyet; iştirak ise istikamettir.

 

MUHAMMEDİ OLAN

Muhabbet mestlik mihengi
MUHAMMEDÎ AŞK âhengi
“RABB RIZASI”n yedi rengi
AL’ı… MUHAMMEDÎ olan…

 

RABBÜ’l-VEDÛD’dan verilen
“SIR SOFRASI”na serilen
Birbir çiçekten derilen
BAL’ı…MUHAMMEDÎ olan…
KökELEST, Meyvesi HAŞİR
ARZ’dan ARŞ’ına ulaşır
Salât- ü-salâvât taşır
DAL’ı… MUHAMMEDÎ olan…
Âyet- ü- Hadis: Akvâli
Sâlih a’mâli – ef’âli
Hûsnü’l-Hulûk’un Kemâli
HÂL’i… MUHAMMEDÎ olan…
Kalbler muhabbetle erir
AŞK, Âşığa yol gösterir
HAKK’tan alır halka verir
MAL’ı… MUHAMMEDÎ olan…
Muhabbetin “Meşk Mir’ât”ın
“Sırr-ı sıfır”ı SIRAT’ın
Dört mıhı, Tevhid KIRAT’ın
NAL’ı… MUHAMMEDÎ olan…
TEVHİD, tohum… Şehâdet, taç
ARZ’dan ARŞ’a… Âşık , ağaç
Cihândan Cennet’e araç
“Sal”ı!… MUHAMMEDÎ olan…
Dizilerler katar katar
HAKK’la doğar-HAKK’la batar
Kendi atmaz ALLAH atar
“El”i… MUHAMMEDÎ olan…
“Semiğnâ!” sesin uyanır
“Ateğnâ!”sın Sistem tanır
Câhil cehâlette, sanır
DELİ… MUHAMMEDÎ olan…
Ciddîyet, işin başıdır
Yüreği, sabır taşıdır
KERBELÂ’ya göz yaşıdır
SELİ… MUHAMMEDÎ olan…
“RESÛLULLAH AHDİ”n korur
“HAKK”ın hududunda durur
Muhabbet mızrabın vurur
TEL’i… MUHAMMEDÎ olan…
HAKK’ın Halkın, sesin keser
“RESÛL RIZASI”n müyesser
Her seher RAVZA’dan eser
YEL’i… MUHAMMEDÎ olan…
AŞK ile AKL’ını aşar
ARZ’dan ARŞ’a AŞK’la taşar
                                Korkusuz-hüzünsüz yaşar        (Zuhruf 43/68)
VELÎ… MUHAMMEDÎ olan…
HASANÎ: Hûlefâ câmî’
HÛSEYNÎ’ler: AŞK İMÂMI
“SILA”ya, salât-selâmı
                                                DİL’i. MUHAMMEDÎ olan…         (Duhân 44/58)

“Hevâ – Heves”inden iner
“RIZA BURAKI”na biner
HAKK’tan HAKK’a, HAKK’la döner
MİL’i… MUHAMMEDÎ olan…
Sinesinde yanardağ var
“Tecrimen tahtihe’l…” kaynar
Tevhid ile çalar-oynar
ZİL’i… MUHAMMEDÎ olan…
HAKK’tan HAKK’a, HAKK’ı taşır
Dokunana HAKK bulaşır
El-elele HAKK’a ulaşır
YOL’u… MUHAMMEDÎ olan…
Cümle cisim cemi’ CAN’da
Can’ın canıysa, CANAN’da
Sanırsın ki şu cihânda
ÖLÜ… MUHAMMEDÎ olan…
RABB-Ü-BİRRUN’a, “belâ!”sı
Dârü’s-selâm’a, selâ’sı
Kün fe- yekûn Kerbelâsı
ÇÖLÜ… MUHAMMEDÎ olan…
Seven-sevilen biridir
Sözü, özünde diridir
Bencileyin KITMİRÎ’dir
ÇULU… MUHAMMEDÎ olan…
Kıyam Kevseri sevilen
RIZA RÜKÛ’un eğilen
SUBHAN’a SECDE’sin bilen
KULU… MUHAMMEDÎ olan…
HABİBULLAH, HAKK Hamuru
CAN bulan çile çamuru
RAZVA’sın RIZA TOMURU
GÜLÜ… MUHAMMEDÎ olan…
Başkasın sırtın dayanmaz
HAKK’tan gayrin adın anmaz
Burda yandı, orda yanmaz
KÜLÜ… MUHAMMEDÎ olan…
KUL İHVÂNÎ izin izler
Gölgeliler gölgesizler
İz sürer izini gizler
TÜLÜ… MUHAMMEDÎ olan…

Comments (16) »

Hz.Muhammed S.a.v.’in insanlara verdiği değer ile ilgili hadisler nelerdir?

İnsan eşref-i mahlukattır” sözü Müslümanlar arasında çok meşhurdur. Sadece biyolojik nitelikleriyle değil, Akıl, irade, düşünme ve düşüncelerini gerçekleştirebilme özellikleri açısından insan, yaratılmışlar içinde en üstün varlıktır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de:
“–Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık” (Tin Suresi 4. ayet)
buyurmaktadır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) bir peygamber olarak Allah’ın insana verdiği bu değerin elbette farkındaydı. Bu yüzden hiçbir insanı küçümsemezdi. Bu sebeple konuşan kişinin sözünü asla kesmez, kendisi birine hitap ettiği zaman doğrudan ona yönelir, onun yüzüne bakarak konuşurdu.
Hz. Muhammed (s.a.v.), yalan söylediklerini bildiği halde münafıkların, içlerinde gizledikleri niyetlerine değil, ağızlarından çıkan sözlere itibar etmiş, insana verdiği değer sebebiyle onların sözlerini, mazeretlerini dinlemiş, sözlerine göre yargıda bulunmuştur. Peygamberimizin bu tutumunu münafıkların nasıl kötüye kullandıklarını ve kendi aralarında nasıl konuştuklarını Allah bize Kur’an-ı Kerim’de bildiriyor:
“(Hakkın düşmanları) arasında “O her söze kulak veriyor” diyerek Peygamber’i yerip kınayanlar var. De ki: Evet, o, hakkınızda hayırlı olanı (duyup dinlemek) için kulaklarını açık tutuyor.” (Tevbe Suresi, 61. ayet)
Peygamberimiz, insanların şekillerine, rengine ve ırkına göre ayrıma tabi tutulmasını yasaklamıştı. Bir gün nasıl olmuşsa olmuş, Ebu Zer ile Bilal bir konuda anlaşamamış ve Ebu Zer, Bilal’a:
“–Kara kadının oğlu sen de.”
demişti. Bilal onun bu sözünden alınmış ve durumu Hz. Muhammed’e (s.a.v.) bildirmişti. Peygamberimiz Ebu Zer’i çağırarak ona:
“–Sende cahiliye adetlerinden biri mi var?”
diyerek onun yaptığı bu davranışı onaylamamıştı. Ebu Zer söylediğine bin pişman olmuş, hemen yüzünü yere yapıştırıp:
“–Allah’a yemin ederim ki Bilal ya hakkını helal edinceye ya da yüzüme basıp geçinceye kadar buradan kalkmayacağım” demiştir. Olay daha sonra tatlıya bağlanıp kapanmıştır.
İnsana değer vermek, aynı zamanda insan haklarına saygılı olmak demektir. Her insanın doğuştan sahip olduğu hakları vardır. Her insanın, başkasının hakkına el uzatmaksızın kendi haklarını koruma hakkı vardır. Peygamberimizin uygulamaları bu konuda da bizim için önemli mesajlar içermektedir.

Comments (23) »

Mogolca ve Türkçe

TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 81
Fiil-Tamlayıcı liskileri*
The Valence In Mongolian And Turkish
Feyzi ERSOY**
Özet
Bu çalışmada, Türkçe ve Moğolca karşılaştırılmasında daha önce pek kullanılmamış olan fiiltamlayıcı
ilişkisi üzerinde durulmuştur. İki dili mukayese denemeleri daha çok Eski Türkçe ve
Eski Moğolca esas alınarak yapılmış olsa da bu çalışmada Çağdaş Moğolca ve Türkiye Türkçesi
esas alınmıştır. Çalışmada, öncelikle her iki dildeki hâl kavramı üzerinde durulmuştur. Sonrasında
Amerikalı dil bilimci Morris Swadesh’in iki yüz kelimelik temel kelime listesinden seçtiğimiz
on altı fiil ile bunlara ilave ettiğimiz üç fiilden oluşan toplam 19 fiil ele alınmış ve her iki
dilde fiillerin aldıkları tamlayıcılar gösterilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler
Türkçe, Moğolca, fiil-tamlayıcı

Abstract
In this study, the main focus is on valence which has not been used in the comparasion of
Turkish and Mongolian languages before. Though the earlier attempts to compare the two
languages were based on ancient Turkish and ancient Mongolian, this study has been based on
Modern Mongolian and Turkey Turkish. In the study main emphasis has been based on the
cases. Then among 19 verbs, sixteen of which have been choosen from American phylologist
Morris Swadesh’s word list (200 word), it has been attempted to show the valence in the two
languages.

Key Words
Turkish, Mongolian, valence
** Arş. Gör., Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü.
82 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS

Altayistik çalısmalarında Moğolca ve Türkçenin ayrı bir yeri vardır. Bu iki
dil arasında, başta Ramstedt ve Poppe olmak üzere araştırmacılarca pek çok ses
ve yapı benzerlikleri ortaya konulmuştur. Mevcut benzerliklerin bir köken akrabalığının
mı yoksa karşılıklı ilişkilerin mi neticesi olduğu hususu Altayistler
arasında tartışılmaktadır.
Bu çalışmada, iki dilin karşılaştırılmasında daha önce pek kullanılmamış
olan fiil-tamlayıcı ilişkisi üzerinde durulacaktır. İki dili mukayese denemeleri
daha çok Eski Türkçe ve Eski Moğolca esas alınarak yapılmış olsa da bu çalışmada
Modern Moğolca ve Türkiye Türkçesi esas alınacaktır. Burada “Moğolca”
ile Modern Moğolca kastedilmiştir.
Araştırmacılar, Türkiye Türkçesi için hâl eklerinin sayısını 5 ila 9 arasında
vermişlerdir (Kahraman 1997: 5). Moğolcada ise hâl eki ve hâl kavramı için
“tiyn yalgal” terimi kullanılmakta olup; C. Tömörtseren (1966: 90–98), C. Bayansan-
Ş. Odontör (1995: 238–239), P. Byambasan (1997: 222–232), R. Kullmann-D.
Tserenpil (2001: 78–100), L. Tserençunt-S.Leuthy (2002), Ts. Önörbayan (2004:
133) gibi araştırmacılarca hazırlanan gramer kitaplarında ittifakla Moğolcada
sekiz hâl ekinin varlığından bahsedilmektedir. Moğolcadaki hâl eklerinde görülen
önemli bir özellik, bulunma ve yönelme fonksiyonunun aynı ekle ifade ediliyor
olmasıdır. Moğolcadaki hâl ekleri şu şekildedir:
1. Nerlehiyn tiyn yalgal (Yalın hâl) Ø
2. Har’yaalahın tiyn yalgal (İlgi hâli) +n, +ı, +ın, +iy, +iyn
3. Ögöh orşihın tiyn yalgal (Yönelme-Bulunma hâli) +d, +t
4. Zaahın tiyn yalgal (Yükleme hâli) +g, +ıg, +iyg
5. Garahın tiyn yalgal (Uzaklaşma hâli) +aas, +ees, +oos, +öös
6. Üyldehiyn tiyn yalgal (Vasıta hâli) +aar, +eer, +oor, +öör
7. Hamtrahın tiyn yalgal (Birliktelik hâli) +tay, +tey, +toy
8. Çiglehiyn tiyn yalgal (Yön Gösterme hâli) +ruu, +rüü, +luu, +lüü
Son yıllarda, fiil-tamlayıcı ilişkisi üzerinde ülkemizde çeşitli çalışmalar yapılmıştır.
Almanca sözlüklerdeki “valenz”, İngilizce sözlüklerdeki “valence”
terimi için Berke Vardar ve Esin İleri “Birleşim değeri”, Engin Uzun “durum
belirleyici”, Tahir Kahraman “durum ekli tamlayıcı”, Mustafa Uğurlu ise “istem”
terimini kullanmışlardır. Leylâ Karahan “Fiil-Tamlayıcı İlişkisi Üzerine”
adlı çalışmasında fiilleri “tamlayıcılı fiiller” ve “tamlayıcısız fiiller” diye ikiye
ayırmış, geçişlilik-geçişlilik dışında başka sınıflandırmaların da yapılabileceğini
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 83
ifade etmiştir (Karahan 1997: 211, 213). Gülsev Sev de “Etmek” fiiliyle yapılan
birleşik fiilleri ve aldıkları tamlayıcıları ele aldığı çalışmasında Karahan’la hemen
hemen aynı metodu kullanmış; sınıflandırmasını “tamlayıcı almayan birleşik
fiiller”, “tek tamlayıcılı fiiller”, “iki tamlayıcılı fiiller”… gibi başlıklar vererek
yapmıştır (Sev 2001: 451).
Çalışmamızda ele aldığımız fiiller, Amerikalı dilbilimci Morris Swadesh’in
iki yüz kelimelik temel kelime listesinden1 seçtiğimiz on altı fiil ile bunlara ilave
ettiğimiz üç fiilden (bin-, sev-, sor-) oluşmaktadır. İnceleyecek olduğumuz toplam
on dokuz fiil, aynı zamanda yazılı Türkçenin kelime sıklığı sözlüğünde de
ilk elli sırada bulunmaktadır. Seçilen fiillerin köken olarak aynı olup olmaması
fiillerin seçiminde kıstas olarak alınmamıştır. Fiiller için Moğolcadan verilen
örneklerin tamamı Modern Moğolcanın gramer kitaplarından ve bazı hikâyelerden
fişlenmiştir. Türkçe fiilleri esas alıp alfabetik sıraya göre dizdiğimiz fiiller
ve bu fiillerin her iki dilde aldığı tamlayıcılar şu şekildedir:
1. bil- (mede-, tani-)
Türkiye Türkçesinde “bil-” fiili, “bir şey bilmek” şeklinde tamlayıcı almadan
ya da “bir şeyi bilmek” şeklinde yükleme hâli ekiyle kullanılmaktadır. Bu fiilin
Moğolcadaki karşılıkları olan “mede-” ve “tani-” fiilleri de tespit ettiğimiz örneklerde
tıpkı Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ya herhangi bir tamlayıcıya
ihtiyaç duymamakta ya da yükleme hâli eki taşıyan bir tamlayıcıya ihtiyaç
duymaktadır.
Tamlayıcısız
Ta Mongol hel medeh (meddeg) üü? (MHZT, 54)
“Siz Moğolca biliyor musunuz?”
Miniy ah Yapon hel mende. (MG, 190)
“Ağabeyim Japonca bilir.”
Ter yuu ç medehgüy.(MG, 278)
“O, hiçbir şey bilmiyor.”
Tamlayıcılı (Yükleme hâli ekli tamlayıcı)
Bi tüüniy irsniyg medeegüy. (MG, 89)
1 http://www.df.lth.se/~cml/swadesh.txt
84 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
“Onun gelmediğini bilmiyordum.”
Us hölddögiyg bid mende (meddeg). (MG, 190)
“Suyun donduğunu biz biliyoruz.”
Boldın utasnı dugaarıg medeh üü? (GKM, s. 111)
“Bold’un telefon numarasını biliyor musun?”
Ta Altangereliyg medeh üü? (MAT, s. 137)
“Altangerel’i biliyor musunuz?”
2. bin- (una-)
Eski Türkçede ve bugün bazı lehçelerde yükleme hâli ekli tamlayıcı ile kullanılan
“bin-” fiili, Türkiye Türkçesinde “bir şeye binmek” şeklinde yönelme hâli
ekiyle kullanılmaktadır. Moğolcada “bin-” fiilinin karşılığı olan “una-” fiili ise
bizim tespit ettiğimiz örneklerin tamamında yükleme hâli ekli tamlayıcıya ihtiyaç
duymaktadır.
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Moriyg yamar hün unadag yum? (BCIM, 155)
Ata nasıl insan biner?
Tanı moriyg unac boloh uu? (MG, 88)
“Senin atına binebilir miyim?”
Ter har moriyg unaaray. (GKM, s. 116)
“Şu siyah ata bininiz.”
3. duy- (sonso-)
Türkiye Türkçesinde “duy-” fiili daha çok “bir şey duymak” ya da “bir şeyi birinden
duymak” şeklinde kullanılmaktadır. Moğolcada “duy-” fiilinin karşılığı
olan “sonso-” fiili de tespit ettiğimiz örneklerde tamlayıcı almadan veya yükleme
hâli ekli tamlayıcı ile kullanılmaktadır. Moğolcada da fiilin uzaklaşma hâli
ekli tamlayıcı ile kullanıldığı örnekler mevcuttur.
Tamlayıcısız
Tüünees huuçin nöhdiyn tuhay olon sonin sonsov. (BCIM, 82)
“Ondan eski arkadaşları hakkında çok haber duydum.”
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 85
Bi şönö dund haçin çime sonsov. (MAT, s. 198)
“Gece yarısı tuhaf bir ses duydum.”
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Bi tanay yuu helsniyg sonssongüy. (BCIM, 95)
“Sizin ne dediğinizi duymadım.”
Bi tüüniy irehiyg sonsoc ih bayarlav (BCIM, 75)
“Onun geleceğini duyunca çok sevindim”
Tegeed neg oroy bügdeer Dulmaa guayn duu duulahıg sonsov. (BCIM,
133)
“Sonra bir akşam hepimiz Dulma hanımın şarkı söylediğini duyduk.”
Bi tanıg helsniyg sonssongüy. (GKM, s. 113)
“Ben sizin ne dediğinizi duymadım.”
Ter yer miniy ügiyg sonsdoggüy. (MAT, s. 198)
“O, asla benim tavsiyelerimi dinlemez.”
Uzaklaşma hâli ekli tamlayıcı ile
Ta üüniyg yamar hünees sonsov? (BCIM, 49)
“Bunu kimden duydun?”
Ene tuhay çi haanaas sonsson be? (MG, 273)
“Bunu nereden duydun?”
4. düşün- (bodo-)
Türkiye Türkçesinde “düşün-” fiili, “bir şey düşünmek” ya da “bir şeyi düşünmek”
şeklinde kullanılmaktadır. Moğolcada “düşünmek-” fiilinin karşılığı
olan “bodo-” fiili de tespit ettiğimiz örneklerde tamlayıcı almadan veya yükleme
hâli ekli tamlayıcı ile kullanılmaktadır.
Tamlayıcısız
Margaaş tsas orno gec bi bodoc bayna. (MHZT, 39)
Yarın kar yağacağını düşünüyorum.
86 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Bi tüüniyg bodoc bayna. (GKM, s. 109)
“Ben onu düşünüyorum.”
5. gel- (ire-)
Türkiye Türkçesinde “gel-” fiili, “bir yere gelmek” ya da “bir yerden gelmek”
şeklinde kullanılmaktadır. Moğolcada “gel-” fiilinin karşılığı olan “ire-” fiili de
tespit ettiğimiz örneklerde çoğunlukla yönelme-bulunma ve uzaklaşma hâli ekli
tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır.
Tamlayıcısız
Ter övçtey bolood önöödöör irsengüy. (BCIM, 78)
“O, hasta olduğu için bugün gelmedi.”
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Nayman tsag hagast Bilig zoçid budald irev. (BCIM, 96)
“Sekiz buçukta Bilig oteline geldi.”
Öngörsön hoyör ödör Bilig surguul’d irsengüy. (BCIM, 126)
“Geçen iki gün Bilig, okula gelmedi.”
Manay angiyn Dorc manayd irev. (MHSB, 55)
“Bizim sınıftan Dorc bana geldi.”
Bi tavan tsagt irne. (MG, 84)
“Saat beşte geleceğim.”
Ta nar Yapond hezee irsen be? (MHSB 2000, 37)
“Siz, Japonya’ya ne zaman geldiniz?”
Uzaklaşma hâli ekli tamlayıcı ile
Bid nar öçigdör üdees ömnö Yaponoos irsen. (MHSB 2000, 42)
“Biz, Japonya’dan dün öğleden önce geldik.”
Bi Londongoos irsen. (A, s. 27)
“ben Londra’dan geldim.”
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 87
Bi gereesee irlee. (MHSB, 55)
Evden geldim.
Vasıta hâli ekli tamlayıcı ile
Ta yugaar irev? (BCIM, 60)
“Sen neyle geldin?”
Bi morior irsen. (BCIM, 60)
“Atla geldim.”
Bi end avtobusaar irsen. (MHSB, 64)
“Buraya otobüsle geldim.”
Ta hentey irev? (MHSB, 75)
“Kiminle geldiniz?”
6. gör- (üze-, hara-)
Türkiye Türkçesinde “gör-” fiili, “bir şey görmek” ya da “bir şeyi görmek” şeklinde
kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılıkları olan “üze-” ve “hara-”
fiilleri de tespit ettiğimiz örneklerde Türkiye Türkçesinde olduğu gibi tamlayıcı
almadan veya yükleme hâli ekli tamlayıcı ile kullanılmaktadır.
Tamlayıcısız
Bi öçigdör üdeş ehnerteygee kino üzsen. (BCIM, 66)
“Dün öğlen eşimle film izledim”
Temüücin tavan metr öndör mod harsan. (MG, 88)
“Timuçin, beş metre yüksekliğinde ağaç görmüş.”
Zarimdaa hagas, büten sayn ödör kino, cücig, kontsert üzdeg. (MHSB, 73)
“Bazen cumartesi, pazar günleri sinema, oyun ve konser izleriz.
Bi tend oçic neg gutal üzlee. (MHSB, 82)
“Ben oraya varıp bir çizme baktım.”
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Çi gudamcind heniyg üzev? (UMYa, 88)
“Sen sokakta kimi gördün?”
88 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
Sühbaatarın talbayd hüreed Sühbaatarın höşöög üzev. (BCIM, 96)
“Sühbatır meydanına varınca Sühbatır heykelini gördü.”
Bi tanay ar’san beeliyg üz’ye. (BCIM, 44)
“Deri eldivenlerini görmek istiyorum.”
Dorciyn şig olon hüntey aylıg bi üzeegüy. (BCIM, 133)
“Dorc’unki gibi kalabalık aileyi ben görmedim.”
Ta nad ter malgayg üzüülc ögnö üü? (BCIM, 45)
“Bana şu şapkayı gösterecek misin?”
Bi tüüniyg üzsengüy. (BCIM, 49)
“Ben onu görmedim”
Bi ter zurgiyg üzsen. (LMY, 106)
“Bu resmi gördüm.”
Bi tüüniyg ööröö harsan. (LMY, 112)
“Onu kendim gördüm.”
Çi heniyg harsan be? (MG, 87)
“Sen kimi gördün?”
Ta Boldıg harsan uu? (GKM, s. 117)
“Bold’u gördünüz mü?”
7. gül- (inee-)
Türkiye Türkçesinde “gül-” fiili, “bir şeye gülmek” şeklinde yönelme hâli
ekiyle kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “inee-” fiili ise tespit
ettiğimiz tek örnekte yön gösterme hâli ekli tamlayıcı almaktadır.
Yön Gösterme hâli ekli tamlayıcı ile
Ter nad ruu ineesen. (GKM, s. 111)
“O, bana doğru güldü.”
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 89
8. iç- (uu-)
Türkiye Türkçesinde “iç-” fiili, “bir şey içmek” ya da “bir şeyi içmek” şeklinde
kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “uu-” fiili de tespit ettiğimiz
örneklerde ya tamlayıcı almadan kullanılmakta ya da yükleme hâli ekli
tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır.
Tamlayıcısız
Aav tsay uuc bayna. (MHSB, 40)
“Babam çay içiyor.”
Ta ödört heden ayaga tsay uudag ve? (MAT, s. 264)
“Günde kaç bardak çay içersiniz?”
Ta yuu uuh ve? (MHSB, 79)
“Ne içersiniz?”
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Çi ene undaag uusan uu? (GKM, 117)
“Sen bu meyve suyunu içtin mi?”
Bi öglööniyhöö tsayg doloon tsagt uudag. (MHHSD, s. 68)
“Ben sabah çayını saat yedide içerim.”
9. otur- (suu-)
Türkiye Türkçesinde “otur-” fiili, “bir yere oturmak” şeklinde kullanılmakta
ve yönelme hâli ekli tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır. “İkamet etmek” manasındaki
“otur-” ise “bir yerde oturmak” şeklinde bulunma hâli ekli tamlayıcıyla kullanılmaktadır.
Moğolcada da Türkiye Türkçesinde olduğu gibi “otur-” ve “ikamet
et-” fiilleri, aynı kelimeyle (suu-) ifade edilmektedir. Moğolcadan tespit
edebildiğimiz örneklerde fiil, yönelme-bulunma hâli ekli tamlayıcı istemektedir.
Moğolcada başta da belirttiğimiz gibi yönelme ve bulunma hâli için aynı
ekin kullanılması sebebiyle Türkiye Türkçesinin aksine fiilin istediği tamlayıcı,
fiilin taşıdığı manaya göre değişiklik göstermemektedir.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Conson, Ulaanbaatar zoçid buudald suuv. (BCIM, 89)
“Conson, Ulanbator oteline yerleşti.”
90 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
Ter Ulaanbaatart neg sar suna gene. (BCIM, 89)
“O, Ulanbator’da bir ay kalacakmış.”
Tend Manay angiyn Bat suudag. (MHSB, 73)
“Orada bizim sınıftan Bat oturur.
Bi hotod suudag. (GKM, s. 114)
“Ben şehirde oturuyorum.”
End suugaaray. (GKM, s. 114)
“Lütfen buraya oturun.”
10. sev- (hayrla-, durla-)
Türkiye Türkçesinde “sev-” fiili, “birini ya da bir şeyi sevmek” şeklinde yükleme
hâli ekli tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılıkları
olan “hayrla-” ve “durla-” fiilleri ise tespit ettiğimiz örneklerde Türkiye Türkçesinden
farklı olarak yönelme-bulunma hâli ekli tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Ta üünd durtay yuu?” (BCIM, 44)
“Bunu sever misin?”
Ta yamar sportod durtay ve? (BCIM, 149)
“Siz hangi sporu seversiniz?”
Bi şuvuund hayrtay. (MG, 84)
“Ben kuşları severim.”
Çi şokoladand durtay yuu? (SB, 35)
“Sen çikolatayı sever misin?”
11. sor- (asuu-)
Türkiye Türkçesinde “sor-” fiili, “bir şey sormak” ya da “birine sormak” şeklinde
kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “asuuh” fiili ise tespit
ettiğimiz örneklerde tamlayıcı almadan veya Türkiye Türkçesinden farklı
olarak daima uzaklaşma hâli ekli tamlayıcı ile kullanılmaktadır.
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 91
Tamlayıcısız
Emç asuult asuuc bayna. (MHSB, 40)
“Doktor, soru soruyor.”
Uzaklaşma hâli ekli tamlayıcı ile
Ta nadaas asuuh yum bayna uu? (BCIM, s. 38)
“Bana soracağın bir şey var mı?”
Ta tüünees asuuv uu? (BCIM, 42)
“Ona sordunuz mu?”
Miniy ehner nadaas “Çi haa yavna?” gec asuuv. (BCIM, 47)
“Eşim bana ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sordu.”
Bid tüünees olon asuudlıg asuuv. (UMYa, 55)
“Biz ona çok soru sorduk.”
Tüünees asuu! (MG, 259)
“Ona sor!”
Boldoos ene asuultıg asuusan. (GKM, s. 108)
“Bold’a bu soruyu sordum.”
12. söyle-, de- (hele-, yari-)
Türkiye Türkçesinde “söyle-” ve “de-” fiilleri, “bir şey demek/söylemek” ya da
“bir şeyi demek/söylemek” şeklinde kullanılmaktadır. Bu fiillerin yönelme hâli ve
bulunma hâli ekli tamlayıcılarla kullanıldığı örnekler de mevcuttur. Fiillerin
Moğolcadaki karşılıkları olan “hele-” ve “yari-” fiilleri ise tespit ettiğimiz örneklerde
tamlayıcı olarak yönelme-bulunma hâli ve vasıta hâli ekli tamlayıcılarla
birlikte kullanılmışlardır.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Ene medeeg öör hünd bitgiy helereerey! (BCIM, 49)
“Bu haberi kimseye söyleme!”
Boldod ene tuhay helsen üü? (GKM, s. 118)
“Bold’a bunun hakkında (bir şeyler) söyledin mi?”
92 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
Vasıta hâli ekli tamlayıcı ile
Bi önöödör mongoloor yariv. (UMYa, 37)
“Ben bugün Moğolca konuştum.”
Conson mongol heleer tun sayhan yariv. (BCIM, 89)
“Conson, Moğolcayı oldukça iyi konuşur.”
Üüniyg mongoloor yuu gec heldeg? (BCIM, 47)
“Bunu Moğolca nasıl söylersin?”
13. uç- (nise-)
Türkiye Türkçesinde “uç-” fiili, “bir yere uçmak” ya da “bir yerde uçmak” şeklinde
kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “nise-” fiili ise tespit
ettiğimiz örneklerde yönelme-bulunma ve yön gösterme ekli tamlayıcıya ihtiyaç
duymaktadır.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Bid heden metr öndört nisec bayna ve? (METPB, 74)
“Hangi yükseklikte uçuyoruz?”
Yön Gösterme hâli ekli tamlayıcı ile
Ta Beecin rüü niseh üü? (GKM, s. 112)
“Siz Pekin’e mi uçacaksınız?”
14. uyu- (unta-)
Türkiye Türkçesinde “uyu-” fiili, “bir yerde uyumak” şeklinde bulunma hâli ekine
ihtiyaç duymaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “unta-” fiili ise tespit
ettiğimiz tek örnekte tamlayıcı olarak yönelme-bulunma hâli ekli tamlayıcı
ile kullanılmıştır.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Bi nayman tsagt untsan. (GKM, s. 116)
“Ben, saat sekizde uyurum.”
15. ver- (ögö-)
Türkiye Türkçesinde “ver-” fiili, “bir şey vermek” ya da “bir şeyi birine vermek”
şeklinde kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “ögö-” fiili
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 93
ise tespit ettiğimiz örneklerde yükleme hâliyle yönelme-bulunma hâli ekli tamlayıcılara
ihtiyaç duymaktadır.
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Ene devtriyg hen ögöv? (UMYa, 30)
“Bu defteri kim verdi?”
Manay bagş geriyn daalgavrıg ögöv. (UMYa, 30)
“Öğretmenim ev ödevini vermiş.
Ene harandaag miniy aav ögöv. (UMYa, 30)
“Bu kurşunkalemi babam verdi.”
Ene nomıg bagşid ögöörey. (LMY, 64)
“Bu kitabı öğretmene veriver.”
Ene biçgiyg Boldod ögöörey. (GKM, s. 113)
“Bu yazıyı Bold’a veriver.”
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Bagş suragçid nom ögsön. (MG, 84)
“Öğretmen, öğrenciye kitap verdi”
Ta ene zahiag eecdee ögöörey. (MG, 179)
“Bu mektubu annenize veriniz.”
Bagş suragçiddaa nimgen devter tav tavıg öglöö. (MG, 251)
“Öğretmen öğrencilerine beşer ince defter verdi.”
16. yaşa- (**’dra-)
Türkiye Türkçesinde “yaşa-” fiili, “bir yerde yaşamak” şeklinde bulunma hâli
ekiyle kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “**’dra-” fiili de
tespit ettiğimiz örneklerde Türkiye Türkçesinde olduğu gibi bulunma hâli ekli
tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Bi Mongold 2 ciliyn turş **’darç bayna. (MG, 288)
“Ben iki yıldır Moğolistan’da yaşıyorum.”
94 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
Vasıta hâli ekli tamlayıcı ile
Ter eec aavtaygaa **’dardag. (GKM, s. 108)
“O, anne ve babasıyla birlikte yaşıyor.”
17. ye- (ide-)
Türkiye Türkçesinde “ye-” fiili, “bir şey yemek” ya da “bir şeyi yemek” şeklinde
kullanılmaktadır. Fiilin Moğolca karşılığı olan “ide-” de tespit ettiğimiz
örneklerde Türkiye Türkçesinde olduğu gibi tamlayıcı almadan veya yükleme
hâli ekli tamlayıcı ile kullanılmaktadır.
Tamlayıcısız
Bi hool idec bayna. (MHSB, 40)
“Yemek yiyorum.”
Bi mongol hool idehgüy. (MHSB 2000, s. 10)
“Ben Moğol yemeği yemem.
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Bi eeciynhee hiysen hoolıg ideh durtay. (GKM, s. 111)
“Annemin yaptığı yemekleri yemeyi severim.”
18. yıka- (ugaa-)
Türkiye Türkçesinde “yıka-” fiili, “bir şey yıkamak” ya da “bir şeyi yıkamak”
şeklinde kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı olan “ugaa-” fiili de
tespit ettiğimiz örneklerde Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ya tamlayıcı almadan
kullanılmakta ya da yükleme hâli ekli tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır.
Moğolcada fiilin, yönelme-bulunma hâli ekli tamlayıcı ile kullanıldığı örnekler
de mevcuttur.
Tamlayıcısız
Bi öglöö bosood nüür garaa ugaadag. (A, s.63)
“Ben sabah kalkıp elimi yüzümü yıkarım.”
Yükleme hâli ekli tamlayıcı ile
Ene ayagıg sayn ugaa. (GKM, s. 116)
“Bu bardağı güzel yıka!”
TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS • 95
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
Ter haluun usand garaa ugaav. (MAT, s. 253)
“O, sıcak suda ellerini yıkadı.”
19. yüz- (sele-)
Türkiye Türkçesinde “yüz-” fiili, “suda/denizde/nehirde yüzmek” şeklinde bulunma
hâli ekli tamlayıcı ile kullanılmaktadır. Bu fiilin Moğolcadaki karşılığı
olan “sele-” fiili de sözlükten aldığımız tek örneğinde yönelme-bulunma hâli
ekli tamlayıcı ile kullanılmıştır.
Yönelme-Bulunma hâli ekli tamlayıcı ile
usand seleh (MHTTT, s.502)
“suda yüzmek”
Buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak Türkçe ve Moğolcada fiillerin aldıkları
tamlayıcıları bir tablo yardımı ile şu şekilde gösterebiliriz:
TÜRKÇEDE MOĞOLCADA
Fiil
İhtiyaç Duyduğu
Tamlayıcı
Fiil
İhtiyaç Duyduğu
Tamlayıcı
bil- Ø
yükleme hâli ekli
mede-, tani- Ø
yükleme hâli ekli
bin- yönelme hâli ekli una- yükleme hâli ekli
duy- Ø
yükleme hâli ekli
sonso- Ø
yükleme hâli ekli
uzaklaşma hâli
ekli
düşün- Ø
yükleme hâli ekli
bodo- Ø
yükleme hâli ekli
gel- yönelme hâli ekli
uzaklaşma hâli
ekli
vasıta hâli ekli
ire- Ø
yön.-bul. hâli ekli
uzaklaşma hâli
ekli
vasıta hâli ekli
gör- Ø
yükleme hâli ekli
üze-, hara- Ø
yükleme hâli ekli
gül- yönelme hâli ekli inee- yön gösterme hâli
ekli
96 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
iç- Ø
yükleme hâli ekli
uzaklaşma hâli
ekli
vasıta hâli ekli
uu- Ø
yükleme hâli ekli
otur- yönelme hâli ekli
bulunma hâli ekli
suu- yön.-bul. hâli ekli
sev- Ø
yükleme hâli ekli
hayrla-, durla- yön.-bul. hâli ekli
sor- Ø
yükleme hâli ekli
yönelme hâli ekli
asuu- Ø
uzaklaşma hâli
ekli
söyle-, de- Ø
yükleme hâli ekli
yönelme hâli ekli
hele-, yari- yön.-bul. hâli ekli
vasıta hâli ekli
uç- yönelme hâli ekli
bulunma hâli ekli
nise- yön.-bul. hâli ekli
yön gösterme hâli
ekli
uyu- bulunma hâli ekli unta- yön.-bul. hâli ekli
ver- Ø
yükleme hâli ekli
yönelme hâli ekli
ögö- yükleme hâli ekli
yaşa- bulunma hâli ekli **’dra- yön.-bul. hâli ekli
vasıta hâli ekli
ye- Ø
yükleme hâli ekli
ide- Ø
yükleme hâli ekli
yıka- Ø
yükleme hâli ekli
bulunma hâli ekli
vasıta hâli ekli
ugaa- Ø
yükleme hâli ekli
yön.-bul. hâli ekli
yüz- bulunma hâli ekli sele- yön.-bul. hâli ekli
Sonuç olarak, ortaya çıkan tablo şunu göstermektedir ki, bizim Swadesh’in
listesinden aldığımız on altı fiil, ihtiyaç duydukları tamlayıcılar bakımından
Moğolca ve Türkçede büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu bakımdan farklılık
gösteren fiiller bin- (una-), sev- (hayrla-, durla-) ve sor- (asuu-) fiilleridir. Bunlardan
bin-, Eski Türkçeyle, sor- da Türkçenin bazı lehçeleri ve ağızlarıyla aynı
tamlayıcıya ihtiyaç duymaktadır. Sor- fiili, Türkiye Türkçesinde de “Bunun heTÜRK
YAT ARASTIRMALARI DERGS • 97
sabını senden sorarım.” gibi örneklerde uzaklaşma hâli ekli tamlayıcıyla kullanılabilmektedir.
Moğolca ve Türkçe, dil sınıflandırmalarında bilindiği üzere aynı grupta yer
almaktadır. İki dilin de sondan eklemeli bir dil olması, yapım ve çekim eklerindeki
benzerlikler, zamirlerde ve kelime hazinesindeki ortaklıklar gibi hususlara
araştırmacılarca çeşitli vesilelerle işaret edilmiştir. Neticede on dokuz fiil esas
alınarak yapılmış bir karşılaştırma olsa da bizim bu çalışmamız da göstermiştir
ki fiil-tamlayıcı ilişkileri bakımından da iki dil arasındaki ortak yönler, ortak
olmayanlara göre bir hayli fazladır. Bu husus, hiç şüphesiz iki dilin karşılıklı
öğreniminde büyük bir kolaylık sağlayacaktır. Tamlayıcılardaki ortak yönlerin
fazla oluşu, gerek Moğolcadan Türkçeye, gerekse Türkçeden Moğolcaya yapılan
çevirilerde tamlayıcı farklılıklarından doğabilecek muhtemel hataların en
aza indirilmesine de yardımcı olacaktır. ©
Örneklerin Alındığı Eserler
A Altantülhüür (A. Mönhtsetseg, H. Delgermaa)
BCIM Basic Course in Mongolian, Bloomington 1992 (J. G. Hangin)
GKM Golden Key to Mongolian, (?)
LMY Learn Mongolian Yourself, Ulaanbaatar 1994 (Tsendsürengiyn Terbiş)
MAT Mongol-Angil Tol’, Ulaanbatar 2001 (Altangerel Damdinsüren)
METPB Mongolian-English-Türkish Phrase Book, Ulan Bator 2002 (A. Fatih Baş-
Ebubekir Yıldızgörer)
MG Mongolian Grammar, China 2001 (Rita Kullmann-D. Tsrenpil)
MHHSD Mongol Hel Hyalbar Surah Devter, Ulaanbaatar 1997 (G. Buyantogtoh)
MHSB Mongol Hel Surah Biçig, Ulaanbaatar 1976
MHSB 2000 Mongol Hel Surah Biçig, Ulaanbaatar 2000 (Ç. Çimegbaatar-M.
Sarantsetseg)
MHTTT Mongol Helniy Tovç Taylbar Tol’, Ulaanbaatar 1966 (Ya. Tsevel)
MHZT Mongol Hel Züyn Taylbar, Ulaanbaatar 2000 (T. Urançimeg)
SB Sayn Bayna uu? ,Ulaanbaatar 2002 (L. Tserençunt, S. Leuthy)
UMYa Uçebnik Mongol’skogo Yazıka, Moskva 1952 (G. D. Sanceyeva)
98 • TÜRKYAT ARASTIRMALARI DERGS
BİBLİYOGRAFYA
Almanca-Türkçe Sözlük; TDK Yay., II Cilt, Ankara 1993.
BAAYANSAN, C.-ODONTÖR, Ş.; Hel şincleliyn ner tom’yöonı Züylçilsen Taylbar Tol’,
Ulaanbaatar 1995.
GÖZ, İlyas; Yazılı Türkçenin Kelime Sıklığı, TDK Yay., Ankara 2003.
İLERİ, Esin; “Türkçedeki Fiillerin Birleşim Değeri”, VIII. Uluslar arası Türk Dilbilimi
Konferansı Bildirileri 7–9 Ağustos 1996, s. 157–165, Ankara 1997.
KAHRAMAN, Tahir; Çağdaş Türkiye Türkçesindeki Fiillerin Durum Ekli Tamlayıcıları,
TDK yayınları, Ankara 1996.
KARAHAN, Leylâ; “Fiil-Tamlayıcı İlişkisi Üzerine”, Türk Dili, Eylül 1997, s. 209–
213.
KULLMANN, R.- TSERENPİL, D.; Mongolian Grammar, China 2001
Orçin Tsagiyn Mongol Hel Züy (Komisyon), Ulaan Baatar 1966.
Orçin Tsagiyn Mongol Hel Züy (Komisyon), (İlgili Bölüm: P. Byambasan),
Ulaanbaatar 1997.
ÖNÖRBAYAN, Ts.; Orçin Tsagiyn Mongol Hel, Ulaanbaatar 2004.
Redhouse Sözlüğü (İngilizce-Türkçe), İstanbul 1998.
SEV, Gülsel; Etmek Fiiliyle Yapılan Birleşik Fiiller ve tamlayıcılarla Kullanılışı, TDK Yayınları,
Ankara 2001.
TSERENÇUNT, L., LEUTHY, S.; Sayn Bayna uu? ,Ulaanbaatar 2002
Türkçe Sözlük, TDK Yay., Ankara 1998.
UĞURLU, Mustafa; “Türk Lehçelerinin Aktarımında Valenz Sözlüklerinin Önemi”,
Doğu Akdeniz Üniversitesi, Uluslar arası Sözlükbilim Sempozyumu Bildirileri (Yayımlayan:
N. Demir-E. Yılmaz), Gazimağusa, s. 197–206.
UZUN, N. Engin; Dilbilgisinin Temel Kavramları, Ankara 1998.
VARDAR, Berke; Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul 2002.

Comments (1) »

öğrenci- hoca:D dialogları

hoca: oğlum! çık dışarı!
öğrenci 1: yok yazcak mısınız hocam?
hoca: yazıcam tabii, sallanma hadi…
öğrenci 1: niye bi tek ben? tek başına mı konuşuyodum ben yani? deli miyim ben?
hoca: lan fırlatacam şimdi anahtarlığı kafana, çıksana lan!
öğrenci: basket topu kimdeydi lan, atsanıza, teneffüste de fazla sallanmayın potaya gelin.

hoca: defol laan!!! numarası kaçtı bunun?
öğrenci 2: 360 hocam!
öğrenci 3: 1270!
öğrenci 4: 647, hehe…
öğrenci 5: 16! kikir kikir…
hoca: belanızı versin hepinizin!

- siz konuşanlar dışarı.
- biz mi hocam?
- siz tabi. hayvan kadar oldunuz, bi susup oturamadınız. dinleyen arkadaşlarınızı da rahatsız ediyorsunuz.
- hocam, atmayın ya. devamsızlığım dolmuş zaten. kalıyorum bi saat devamsızlıkta.
- çık dışarı terbiyesiz herif, dersi bölme. yok yazmıycam.
- o zaman çıkayım hocam, sağolun. ehe..görüşürüz beyler. benden bu kadar.

(arkalardan)
- hocam ben konuşmuyodum gerçi ama yok yazmayacaksanız ben de çıkayım.

- sen!
- ben?
- evet sen. kalk bakiim ayağa!
- evet (kalkar)
- niye yapmıyorsun bakiim sen?
- neyi? (eğlenmek için salağa yatar)
- …. (cevaba çok sinirlenmiştir) bak bakiim arkadaşların ne yapıyor!
- …. (şöyle bi sınıfa göz gezdirir ve gayet lakayıt) oturuyolaar.
- (öfke kırmızısı ile)! çıkdışarııı!
- (gene sınıfa bakarak) yoksa oturmuyorlar mı?
- çıkdışarııııı! disipline verecem seni!
- iyi ama ne yaptım ki ben?
- çıkdışarıııı dedim sanaaa!
- iyi iyi tamam

-evladım yeter konustugunuz..
-peki hocam
-cık dısari
-peki hocam (hoca beklemiyodur bozulur)
-hişş nereye??
-dısarı hocam
-gel iceri..bidaa da cıktıgını gormeyim…

Dha önce verldyse sorry

Comments (6) »

istiklal marşı *logo

istiklalmarcq9vt3pc6

Comments (3) »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.